Gelawej

Switch to desktop Register Login

„CANLI BOMBA“ EYLEMLERİ, PKK VE KÜRTLER

  • Kategori: Konuk Yazar
  • Cumartesi, 19 Mart 2016 12:02 tarihinde yayınlandı.
  • Gelawej tarafından yazıldı.
  • Gösterim: 1807

yazar

Bapîr Can

14 Mart günü Ankara`da yeni bir bombalı saldırı gerçekleştirildi. Bu satırları yazmaya başladığım an, ölenlerin sayısı 35´e ulaşmıştı. Nerden bakarsanız bakın, çok sarsıcı, hiç bir şekilde meşru gösterilmesi mümkün olmayan bir eylem.

Biz Kürtler elbet rahat bir konumda değiliz. Kızmamız, isyan etmemiz için fazlasıyla neden var. Daha önceki dönemlerde olup biteni bir kenara bırakalım; son yüz yıl boyunca, Kürt halkı kadar, barbarca ve ahlaksızca saldırılarla karşılaşmış, zulüm görmüş başka bir halk göstermek zordur.

Bu yüz yılın ilk çeyreğinde bize binlerce km. uzaklıktaki bir kentte imzalanan sömürgeci bir paylaşım antlaşması ile ülkemiz parçalandı. Ardından, tüm insani değerlerimize en zalimce asimilasyon yöntemleriyle saldırıldı; dilimize kilit vuruldu, kültürümüz, kimliğimiz ve tarihimiz yok sayıldı. Düşünce ve örgütlenme başta olmak üzere tüm özgürlüklerimiz gasp edildi. Dayak, küfür, işkence, tecavüz ve zindanlarda çürüme, günlük yaşantımızın bir parçası haline getirildi.

İnsan olduğumuzu, halk olduğumuzu ve haklarımız olduğunu söylediğimizde ise kurşunla, top-tank ve uçaklarla üzerimize geldiler. Kadın, cocuk, yaşlı ve genç ayırımı yapmaksızın yüzbinlercemizi katlettiler. Evlerimizi, bağ-bahçemizi, ormanlarımızı ateşe verdiler, dağı-taşı yakıp yıktılar. Sürgünlerin ardı arkası gelmedi. Ülkemizin zenginlik kaynakları yağmamalandı, halkımız yoksulluk ve çaresizlikle yüz yüze bırakıldı.

Ve bu barbarlık şu sıralar Sur, Cizre, Silvan, Nusaybin, Silopi, Yüksekova ve Gimgim`larla devam ediyor. Kürdistan`ın kuzeyi, şu an suratle 1930`lardaki haline geri gidiyor, Türkiye`nın gidişatı ise fazlasıyla 1933`lerin Nazi Almanyasına benziyor.

Bütün bu nedenlerle yüreğimizin yanması ve içimizdeki isyan duygusunun her gün biraz daha artarak kabarmasında saşılacak bir yan yok. Ancak, bütün bu olup bitenlere rağmen, Kürt örgütlerinin soğukkanlılıklarını yitirmemeleri ve özellikle de sivillleri hedef alan intihar eylemleri türünden eylemlere yönelmemeleri gerekir. Bunu, iki nedenle yapmamak gerekiyor:

1. Suçsuz insanların hayatlarını söndürmek, hiç bir şekilde meşru olarak kabul edilemez, insani olmayan bir tarzdır. En başta da ilkesel olarak hepimiz buna karşı çıkmalıyız.

2. Bu tür eylemler, neresinden bakarsanız bakın, Kürt halkı bakımından prestij sarsıcıdır, ulusal özgürlük mücadelesine zarar verir. Yani sonuçta gol yine Kürt kalesine atılmış oluyor.

Kaldı ki Kürtler, bu tür eylemleri hoşgörü ile karşılamıyan güçlü geleneklere sahip oldukları gibi, özgürlük mücadelesi süreçlerinde çok zor durumda kaldıklarında da bu gibi yöntemlerden ısrarla kaçınmışlardır. Dersim Kürtlerinin, 1937-38 soykırımı sırasında, mecbur kalmadıkça kendilerini katletmeye gelmiş askerlere dahi kurşun sıkmadıklarına ilişkin onlarca somut olayı bilenlerdenim.

Mesut Barzani, „Barzani ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi“ kitabında babasının aynı konuda nasıl dikkatli davrandığına ilişkin örnekler veriyor. Güney Kürdistan özgürlük hareketi, gerektiğinde kendisine karşı savaşanlara da kucak açmış, onları himayesine alıp korumuş bir harekettir.

İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP)`nin eski lideri Dr. Kasım Lo`dan, İran devleti ile işbirliği yapan ve Kürtler arasında „caş“ olarak adlandırılan Kürt ileri gelenlerinden bazılarının halka karşı işledikleri suçlara ilişkin bir çok olay dinlemişimdir. Bir görüşmemizde, yüzü çok gerilip gözleri dolmuş ve „Bile bile peşmerge öldürdüler, halka ağır baskı uyguluyorlar. Bunlar için ölümle cezlandırma kararımız var, bir kaç kez de denedik ama başaramadık,“ demişti. „Neden başaramadınız?“ soruma ise „Adamlar çok dikkatliler. Yanlarında suçsuz insanlar, kadın ve çocuklar olduğu için peşmerge eyleme geçemedi. Tarihe çoluk çocuk öldüren bir parti olarak geçmek istemeyiz,“ karşılığını vermişti.

PKK, eğer „çözüm süreci“ olarak adlandırılan sürecin sona ermesinden bu yana geçen sürede yürüttüğü silahlı mücadelenin bir bilançosunu çıkarmak istiyorsa ki bunu yapmak zorundadır; hem örgüt olarak kendisinin hem de genel olarak Kürt halkının durumuna bakması ve karşılaştırma yapması yeterlidir. Nereden nereye gelindi?

Ben, ateşkesin PKK tarafından bozulduğunu söyleyenlerden değilim. Ateşkesi bozan AKP iktidarı, daha doğrusu devlet oldu ama PKK de bu planın başarıya ulaşması için ne gerekiyorsa yaptı. Oysa kitleselleşmiş bir hareketten beklenen bu değildi. Ondan beklenen, barışa kenetlenmek, hem ekonomik ve hem de sosyal ve kültürel olarak halkın refah ve mutluluğuna hizmet eden projeler üretmek, yurtseverlik duygularını ve dayanışmacı ruhu yükseltici adımlar atmaktı. Ama PKK tersini yaptı ve halkın kazanımlarını silip süpürmek isteyenlere bulunmaz fırsatlar sundu. Bu, sahip olduğu kitlesel desteğe de zarar verdi, onu, marjinalleşmeye götürecek yolun parke taşlarının döşenmesine yol açtı.

Politik duruşu ne olursa olsun; kitlelerdeki beklenti, mevcut kaos ve şiddet ortamının bir an önce sona ermesidir. Pratik esnekliği ile bildiğimiz PKK`nın en kısa sürede tek taraflı da olsa bir ateşkes ilan etmesi, bu yönde atılacak ilk adımlardan biridir. Tabi bununla da kalmamalı, kalıcı bir çatışmasızlık ortamı için çabalarını aynı hız ve kararlılıkla sürdürmesi gerekir.

Ama bakıyoruz PKK`yi yönetenlerin buna hiç te niyetleri yok. Onlar televizyonlara çıkıp hatayatın gerçekleri ile hiç te bağdaşmayan demeçler vermeye, sanki karşı taraf üzerinde bir etkisi oluyormuş gibi tehditler savurmaya, hayali zaferlerden dem vurmaya devam ediyorlar. Bunun, kitleleri ezerek sindirmeye hedef haline getirimiş sivil ve asker savaş patronlarını çokça memnun ettiğinden hiç kuşkum yok.

PKK`nin son günlerde kimi Türk sol gruplarla kurduğu söylenen „Devrimci Birlik“ ise yangına körükle gitmekten öte bir şey değil. Kürt halkına ve onun mücadelesine yabancı, grçeklerle bağdaşmayan ideolojik sloganların kuyruğuna yapışmış, kitle ile bağı olmayan bu tür gruplar bu güne kadar kendi halkına ne verdiler ki Kürtlere ne versinler. Kelin dermanı olsa önce kendi kafasına sürmez mi?

Ayrıca, PKK tabanının da bir dizi psikolojik, sosyolojik ve politik nedenlerle kendisine uygun düşmeyen bu yabancı dokuyu benimsemekte çok zorlanacağı kanısındayım.